İnsanların en önemli alışkanlıklarından biri, alışkanlıklarıdır. Hiçbir şeyin değişeceğine kolay kolay inanmazlar. Herşey sanki dünya kurulalı beri aynıdır. Aynı bir çiçeğin açmasını çıplak gözle izleyemeyeceğiniz gibi. Ama sabah bir uyanırsınız gonca size gülümsüyor. Dünya da tam böyle değişiyor. Siz onu sonradan fark ediyorsunuz. İnsanlarıyla, sosyal hayatıyla, giyimiyle kuşamıyla ve hatta iklimiyle (ne yazık ki!)…
Önemli değişimler küçük işaretlerle simgelenir çoğu zaman. Mesela mektup dediğimiz, neredeyse insanlık tarihi kadar eski ve romantik şey (neredeyse) yok oldu.
“E-posta var” diyorsunuz, biliyorum ama onun, el yazısının şahsiliği ile kaleme alınmış bir mektubun yerine geçemeyeceğini, bir zamanlar (çok değil mesela 15 sene
önce) sevdikleriyle gerçekten mektuplaşmış olanlar gayet iyi bilirler.
Lafı uzatmayalım. Mektup öldü! İnanmayanlar en son ne zaman bir mektup aldıklarını hatırlamaya çalışsın. Ama posta kutuları hala duruyor. Peki içleri ne ile dolu: Çeşitli promosyon materyalleri ve tabii ki faturalarla… Heyecanla beklenen o eski mektupların yerini soğuk ve hain faturaların aldığını görmek insanı hüzünlendiriyor.
İşte diyorum hayat yine değişiyor. Peki ya birkaç yıl sonra posta kutunuzda, ödenecek fatura yığınları yerine, enerji ve tabii kaynaklar bakanlığından gelen bir ödeme çeki bulursanız. Çok hayalcisiniz diyorsunuz. Ama Almanya’da, İspanya’da binlerce kişi için bu hiç de hayal değil.
Evet, bu aralar sık sık bir bilimkurgu filminde yaşıyormuş hissine kapılıyor insan. Akşam fişini takıp dolduracağınız otomobiller üretime başladı. İki yıl içinde
Türkiye’de üretip satmak için çeşitli özel ve tüzel kuruluşlar sıraya girmiş durumda. Dünyanın en büyük firmaları bu alanda birbiri ardına yatırım yapıyorlar.
Bundan 10-15 yıl önce, hepimizin evlerimizdeki bilgisayarlarımız aracılığıyla devasa bir iletişim şebekesinin, internetin faal bir parçası olacağımıza kim inanırdı? Kimse. Ama bugün devasa şebekeler, hiçbir gerçek merkez olmadan, daha doğrusu kullanıcı sayısı kadar merkezle tıkır tıkır işliyor. Garip ama bugünlerde sadece telefon hatları enterkonnekte hale gelmiyor; bildiğimiz elektrik hatları de enerji alır verir bir şebekeye dönüşmeye hazırlanıyor. Çatımızda ürettiğimiz elektriği kullanmaya, fazlasını da komşularımıza dağıtmamıza az, bir yasa boyu yol kaldı desek inanır mısınız peki?
Yaklaşık 15 yıl önce okuduğum bir Ursula LeGuin öyküsünü hatırlıyorum bazen: Enerji üretiminde bağımsızlaşmanın sonuçlarını tartışıyordu bilimkurgu yoluyla
LeGuin. Ve bunun merkezi otoriteden bağımsızlaşmaya kadar uzanan bir dizi sosyal sonucunun olacağını kuvvetle ima ediyordu. Yok, canım diyebilirsiniz. O halde, bilgisayarı ilk gördüğünüzde, bu araçla Amerika’daki kuzeninizle her gece yüz yüze sohbet edebileceğinizi de; Adıyaman’daki bir kitapçıdan yıllardır aradığınız kitabı satın alabileceğinizi de hayal etmiş olmalısınız.
Bütün bu gelişmelerin ne tür sosyal, psikolojik, kültürel ve iktisadi sonuçları olacağını kestirmek gerçekten zor. Tek söyleyebileceğimiz sıkı bir dönüşüme hazır olmak gerektiği. Mucizeler, sadece onu görmeye hazır olanlara rastlarmış. Kim bilir belki posta kutusuna bir mektup bile gelir. Gerçekten kim bilebilir?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder