11 Aralık 2009 Cuma

Umudu Yeşertenler





EKOLOJİ SÖYLEŞİLERİ


Bu kitapta gazetecilerden bilim ve iş insanlarına, aktivistlerden felsefecilere kadar 15 insan söz alıyor. Peki yeni ve yeşil patikaları bize gösteren bu insanlar kim?


• Çalışmalarını “Enerji Mimarlığı” kavramıyla tanımlayan, Diyarbakır’da ilk “Güneş Evi”ni hizmete açan ve 2008’de tasarladığı Güneş Evi projesiyle Eurosolar Mimarlık Ödülüne layık görülen ÇELİK ERENGEZGİN,

• Türkiye’de enerji kanunu bile çıkmamışken Çevre Dostu Binalar Derneği’nin kuruluşuna öncülük eden, yeşil bina uzmanlık sertifikasına ve sürdürülebilir inşaat konusunda ödüle sahip bir mühendis olan Yeşil Binalar Konseyi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. DUYGU ERTEN,

• Türk sinemasının unutulmaz yıldızı, deniz biyolojisi ve çevre kimyası uzmanı, TBMM Çevre Komisyonu başkanlığı yapmış, kendisini “doğuştan çevreci, tesadüfen sanatçı” olarak tanımlayan, bu konuda üniversitelerde dersler veren, dünyada ilk kez doğal ortamı dışında iguana üretmeyi başarmış bir kişi olan ve Türkiye gazetesinin Yeşil Sayfa yazarı EDİZ HUN,

• İlahiyat eğitiminin üzerine felsefe doktorasını ODTÜ Felsefe Bölümünde tamamlamış, Harvard Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak görev yaşmış, çevreciliği “dini, inancı, kültürü, rengi ve dili farklı insanlarla aynı dava için çalışmak” olarak tanımlayan Milli Eğitim Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürü Prof. Dr. İBRAHİM ÖZDEMİR,

• İTÜ Mimarlık Fakültesinde lisans ve Mimarlık Tarihi Bölümünde yüksek lisans almış, görev aldığı bir pilot projede 7 ton kâğıdın geri dönüşümünü sağlamış, Greenpeace’in Akdeniz Ofisinde farklı görevler yürütmüş, Gandhi’nin “görmek istediğiniz değişim siz olun” sözüne uyarak kendi kendine yeten bir ekolojik yaşam yolculuğuna ilk adımlarını atan MELDA KESKİN,

• Meteoroloji ve Afet Yönetimi Profesörü, Küresel İklim Değişimi ve Türkiye/Bildiğimiz Havaların Sonu kitabı ve çeşitli yayınlarla insanların çevre sorunlarıyla ilgilenmesini sağlayan İTÜ Afet Yönetim Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi ve Valiliği danışmanlarından Prof. Dr. MİKDAT KADIOĞLU,

• Ekoloji alanında faaliyet gösterenlerin rekabet yerine işbirliği yapmaları gerektiğine inanan, Türkiye’ye ekolojik gıda ile gıda güvenliğinin ne olduğunu öğreten isimlerden, Buğday Ekolojik Yaşam Dergisi genel yayın yönetmeni ve National Geographic Türkiye yerel konular editörü OYA AYMAN,

• 15 yıldır Açık Radyo’da çevre konularını ısrar ve inatla işleyen, bu konulardaki makale ve söyleşileri çeşitli dergi, gazete, web sitelerinde yayımlamış, aslolanın çevrecilik veya ekoloji merakından öte bir şey, büyük bir adalet ve hakkaniyet sorunu olduğuna inanan Açık Radyo kurucularından ÖMER MADRA,

• Türkiye’nin ilk rüzgâr santraline imza atmış, büyük fedakârlıklarla ülkemizdeki 20 rüzgâr santralinin 12’sini yapmış, “Yok olmuş bir dünyada kalkınmanın ne anlamı var ki?” diye soran ve kendini yenilenebilir enerjiye adamış Demirer Holdingin Yönetim Kurulu Başkanı ÖNDER DEMİRER,

• Nevşehir’de tamamen yeşil ve çevre dostu kriterlere göre yapılan, kendi enerjisini tamamen kendisi sağlayan, fazla enerjiyi de çevre okullara dağıtabilen Türkiye’nin ilk Yeşil Sertifikalı kamu binasını yaptıran İncekara Holding Yönetim Kurulu Başkanı ÖZGÜR İNCEKARA,

• Sürdürülebilir yapılaşma, sürdürülebilir kentleşme ve sürdürülebilir ekonomi kavramlarını proje ve uygulamalarında ilke edinmiş, malzeme ve mevzuat zorluklarına rağmen Nevşehir Hüseyin Avni İncekara Yurt Binasının yapımını kardeşiyle birlikte gerçekleştiren iş insanı EMRE ALTUNCUOĞLU,

• Atlas, Gezi, Bilim Teknik, Bilim ve Ütopya ve NTV Bilim gibi dergilerde makaleleri yayımlanan, Sulak Bir Gezegenden Öyküler kitabını yazan deniz ekolojisi uzmanı ve üniversite öğrencilerinin en sevilen hocalarından SARGUN ALİ TONT,

• Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında temiz enerjinin önemi üzerine konferanslarıyla tanınan, Türkiye’de ilk kez “güneş enerjisi çözümdür” diyenlerden, Türkiye Çevre Platformu ve Temiz Enerji Platformu koordinatörü, Marmara Üniversitesi Yeni Teknolojiler Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. TANAY SIDKI UYAR,

• Beş yaşından itibaren tabiata tutkun, doğa konusunda doksanın üzerinde bilimsel yayın ve popüler yazı kaleme almış, Sultan Sazlığında yaptığı araştırmaları iki kere TÜBİTAK proje birinciliğine layık görülmüş, Erciyes Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü kuruluşunda görev yapmış Greanpeace Akdeniz Ofisi genel direktörü Dr. UYGAR ÖZESMİ,

• Fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı, yeşil politika ve özgürlükçü düşünce dergisi Üç Ekoloji’nin kurucularından, yeşil düşünce ve ekoloji seminerleri veren ve Yeşiller Partisi kurucularından ÜMİT ŞAHİN.


Dünyanın sağlığı ve geleceği için bir şeyler yapmak isteyenlere yol gösteren bir söyleşi kitabı.

Umudu Yeşertenler






Küresel Isınmaya Türkiye’den Yanıtlar…
İklim krizinde suçlu kim? Çocuklarımızın ve torunlarımızın ekmeklerini yiyor, sularını içiyor, oksijenlerini mi soluyoruz? Onların geleceklerini mi çalıyoruz? Peki, gezegenle uyumlu yaşamak mümkün değil mi? İnsan, sınırsız iştahına “dur” diyebilir mi?

Bu söyleşi kitabında, iş ve bilim insanlarından gazetecilere, aktivistlere ve STK yöneticilerine kadar 15 kişi söz alarak bu kritik soruların yanıtlarını arıyor…

Ve ortaya, dünyanın geleceğinden kaygılananlar ve bunun için bir şeyler yapmak isteyenler için bir yol haritası çıkıyor…

2 Aralık 2009 Çarşamba

Daniel Goleman: “YEŞİL” GÖRÜNÜYOR AMA…














Duygusal Zekâ ve Sosyal Zekâ kitaplarıyla hem dünyada, hem de Türkiye’de büyük yankı uyandıran Amerikalı Psikolog Daniel Goleman, son kitabı “Ekolojik Zeka” ile, yazın dünyasında yeni bir fırtına estiriyor. Time dergisi tarafından 2009 yılında, dünyayı değiştirecek 10 fikirden biri olarak gösterilen kitap, yakın bir zamanda Optimist Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırılacak. Bu önemli eserden kısa bir bölümü EKOIQ okuyucularıyla paylaşıyoruz…



Hindmarch’ın keten torbası üzerine “Ben plastik bir torba DEĞİLİM” sloganı basılıydı; Belçikalı sürrealist René Magritte’in 1929 yılından bir tablosuna göndermeydi bu. Resimdeki piponun altında Ceci n’est pas une pipe – “Bu bir pipo değildir” sözcükleri vardı. Tablonun İmgelerin Aldatıcılığı olan başlığı Magritte’in imgenin nesnenin kendisi olmadığı, nesnelerin de göründükleri gibi olmadığı görüşünü belirtmekteydi.

Geçenlerde büyük bir mağazanın göze çarpan bir noktasına asılmış bir tişört aldım. Gurur dolu şu etiketi taşıyordu: “%100 organik pamuklu: Dünyayı Farklı Kılıyor.”

İddia hem doğru hem yanlış.

Önce doğru olan: Pamukta tarım ilaçlarından vazgeçmenin yararları. Pamuk tarlaları tek başına dünyadaki tarım ilacı kullanımının yüzde 10’unu tutar. Toprağı etkilere açık genç pamuk bitkisine hazırlamak için (insandaki merkezi sinir sistemi hasarlarıyla bağlantılı olan) organofosfatlar püskürtülür, bunlar da pamukla birlikte bitecek her tür bitkiyle bunları yiyecek olan böcekleri öldürür.

Toprak bu işleme bir kez tabi tutulduktan sonra solucanların (zeminin iyileşmesinde hayati bir adım) bile geri gelmesi için hiç ilaçlama yapılmayacak beş yıl geçmesi gerekebilir. Bir de pamuğun üzerine hasattan hemen önce sıkılan parakuat vardır. Yaprak dökücünün yaklaşık yarısı pamuğa isabet etmeyerek etraftaki su ve toprağa karışır. Tarım ilaçlarının verdiği zarar düşünülecek olursa organik pamuğun çevre açısından iyiliği kuşkuya yer bırakmaz görünüyor –şimdilik.

Dezavantajlar da vardır. Örneğin pamuğun su ihtiyacı ünlüdür. Bir tişört yapımı için gereken pamuğun yetişmesi 2.700 litre su ister. Aral Gölünün çölleşmesi büyük oranda bölgedeki pamuk çiftliklerinin sulama ihtiyacı nedeniyle kuruyarak çölleşmiştir. Sadece toprağı sürmenin açığa çıkan karbon dioksit dolayısıyla kendi ekolojik sonuçları vardır.

Satın aldığım organik tişört koyu lacivert renkliydi. Pamuk ipliği, aralarında her biri kendi içinde toksik olan krom, klor ve formaldehid gibi kimyasallarla ağartılır, boyanır ve aprelenir. Daha da kötüsü, pamuk zor boya tutar ve boya büyük miktarlarda fabrikanın atık suyuna karışarak buradan da yakın ırmak ya da yeraltı sularına ulaşabilir. Yaygın olarak kullanılan tekstil boyalarının bazıları kanserojenler içerir. Epidemiyolojistler boya bitkileri alanında çalışan işçiler arasında normal dışı yüksek oranlarda lösemiye rastlandığını uzun s

1 Aralık 2009 Salı

“İçinizdeki kutup ayısıyım”














Çağdaş İngiliz edebiyatının önemli kalemlerinden biri olan Jeanette Winterson, Türkçe’ye çevrilen kitaplarıyla ülkemizin okurları tarafından da bilinen bir isim. Kopenhag İklim Zirvesi öncesi, yaşanan iklim krizine dikkat çekmek için kalemini sivrilten Winterson’un İngiliz Guardian gazetesinde yayınlanan çarpıcı makalesini, okurlarımızla paylaşıyoruz…


İçinizdeki kutup ayısıyım. Geç olmadan beni bulun.
Bir fotoğrafım var, katı halde olması gerekirken erimiş olan denizin ortasında yüzen bir buz dağının üzerindeyim.
Frankenstein’ın sonunu düşünüyordum. Hatırlıyor musunuz? Canavar buz kırıklarının arasına kaçmıştı. Çünkü kendine bir ev bulamamıştı, gidecek hiçbir yeri yoktu. Birinin gidecek hiçbir yeri yoksa önce çevresine zarar verir, sonra da ölür. Canavar, içinde yaşayabileceği bir dünya olmadan onu yarattığı için, yaratıcısı Dr. Frankenstein’a lanetler okur. Ardından buza saplanmış geminin çevresindeki buzlar kırılıp her yeri su kaplarken, Frankenstein’ın kabininden atlar ve bir buz parçasının üzerinde sonsuz geceye doğru sürüklenir.
Dünyanın sonunu düşünüyorum ama dindar olduğumdan değil, bir kutup ayısı olduğumdan. Dünya benim için, sizin için olduğundan daha hızlı sona erecek. Benim gibi bazılarını hayvanat bahçelerine ve özel soğuk doğal rezervlere koyacaksınız. Ama sizi asıl heyecanlandıran, Kuzey Batı Geçidi’ni kontrol etmekte olan petrol ve ticaret olacak.
Bense canavar olacağım. Çünkü yalnızca canavarların evi yoktur.
Dünyamı elimden aldığınızda gelip sizinle yaşayacağım. Medeniyetiniz ve biliminiz, ticaret ve yardımlarınız ile birlikte dışarıda kalırken içeride ben olacağım. İçinizdeki kutup ayısı- vahşi, yersiz, beyaz bakir- güneş başımın ardında kırmızı bir iz bırakmış, başım arkada, çenem açık, kilolarca çiğ, temiz, soğuk ve yeni öldürülmüş hayat indiriyorum gövdeme. Suya dalışım, tüm ağırlığım.
Kaybettiğiniz her şey olacağım. İhmal ettiğiniz her şey olacağım. Unuttuğunuz her şey olacağım. Para için satılan o vahşi yer ben olacağım.
Gördünüz mü? Sizden uzakta yaşarken orada olduğumu biliyordunuz ve daha önce bir kutup ayısı ya da yüzen bir buz kütlesi görmemiş olsanız bile sizin için bir şey saklıyordum. Benim yaşama şartlarımı benimsemiş olmasanız da sizin için saflığı, soğuğu ve vahşi hayatı saklıyordum. Aslan da sizin için bir şey saklıyor, tropik bitkileri barındıran bataklık da, mercanlar da, örümcek de, çalıkuşu da…
Aptal bir kutup ayısı olduğumu mu düşünüyorsunuz? Uzaya çıkıp, elmasla kesilmiş, kutup başlıklı, beyaz, dönen bu dünyaya bakın. Eşsiz bir gezegen, eşsiz bir yer ve güneş sisteminin hiçbir yerinde bir benzeri yok. Tümüne baktığınızda orada bir kenarda kutup ayılarının, diğer kenarda yılanların olmadığını hatırlayın. Burası eşi olmayan bir yer, eşi olmayan, tuhaf ve özel bir yer. Ya bir bütün olarak var, ya da yok.
Bizden yani benim türümden daha uzun yaşayacaksınız. Ama yalnızca kutup ayısı türünden değil bir yuvaya ihtiyacı olan tüm türlerden de. O kadar kıskançsınız ki, tüm yuvaları almak ve ortada satabileceğiniz ya da kiralayabileceğiniz bir şey kalmasın istiyorsunuz. Dünya kuşatılıyor.
Altmış beş milyon yıl önce dinozorlar yok oldu ve insan gibi bir şey ortaya çıktı. Dinozorlar arkalarında bir kalıntı bırakmış olmalı, yoksa siz insanoğlunun, her şey için bu kadar aç gözlü oluşu nasıl açıklanabilir ki. Siz burada olduğunuz sürece dünyada hiçbir şey güvende değil. Altımdaki buz erirken, kendimi yalnızca sizin de onlar kadar aptal olduğunuzu düşünerek rahatlatabiliyorum. Bir dinozorla insan arasındaki fark nedir? Dinozor her şeyi yok eder ama buna ilerleme demez.
Sırtıma tırmanın, sizi kar sessizliğine bürünmüş dağların zirvesine taşıyayım, dünyanın kenarından bakmanıza izin vereyim. Bakın, arkamızda yıldızlar var. Pençelerimi uzatırsam yıldızları basamak olarak kullanabilirim. Artık daha da yüksekte, yıldızlar olduklarını düşündüğüm şahitlerimizin arasındayız ve hayatımızın çatısı gümüş renkli gözlerle parıldıyor. Ne görüyorlar. Bu mavi gezegen ve çekim gücüyle bizi hayatın hızında döneceğimiz bir şekilde tutan beyaz ay. Ne çok hızlı, ne çok yavaş. Tam hayatın hızında.
Yıldızlara tırmanıp, Büyük Ayı takımyıldızına doğru uzanırken, insanlıktan daha bilge bir türün dünyaya kaç milyon yıl sonra geleceğini düşünüyorum ve tekrar eve gelip gelemeyeceği mi?
Salgınlar, bombalar, katliamlar, kaçışlardan sonra dünya kendini yeniden şekillendirirken kutup ayıları da olacak mı? Aslanlar? Çalıkuşları?
Dünya yeniden başladığında, yıldızlardan oluşan bir kanaldan, buzlu, ehlileştirilmemiş bir denize kayıp, soğuk su boyunca yüzüp, benim gibi canavar olmayan, yuvaları, var olacakları bir yerleri olan başkalarının da bulunduğu buz kütlesine ulaşmak isterim.
Ama o zamana kadar uzaklara tırmanmayı tercih ediyorum. Son buz parçasının da erimesini beklemektense, daha sonra olacaklara benim de tanıklık edebileceğim dış uzayın havasız soğukluğuna tırmanıyorum.
Bir zamanlar bir kutup ayısı varmış. Yaşayacak hiçbir yeri olmadığı için, kafalarımızda yaşamaya başlamış. Vahşilik ve buzlarla ilgili kutup ayıları gibi düşünmeye başladınız. Alışverişe gidip balıklara baktınız. Geceleri rüyanızda cildinizin bir kürkle kaplı olduğunu gördünüz. Banyoya girdiğinizde pişmanlıktan da derin isimsiz sulara daldınız. Soğuk akan çeşmeyi açık bıraktınız. Evinizi su basmasına neden oldunuz. Üzerinizde giysiler olmadan kışa daldınız. Yalnızlığı aradınız. Yanlış yaptığınız her şey kadar uzun bir gecenin ardından güneşin doğuşunu görmek istediniz. Güneşin doğmasını ve yanınızda kimsenin olmadığını görmek istediniz. Dünyanın kenarından bakmak istediniz. Ama şehirde yaşıyorsunuz ve geri kalan her şey yok oldu.
Tüm arzunuz ve verdiğiniz tüm kayıplar, ölenleri geri getirmeye yetmez. Dünyanın en güzel yeri her yeridir, kutup ayısı evimizin aksine belli belirsizdir, aynı uzayın vahşiliğinde bir sal gibi…

NEDEN EKOIQ?








Dünya, tarihi boyunca yaşadığı en büyük çevresel krizle karşı karşıya.
Çalışma ve üretim biçimlerimizin, tüketim kalıplarımızın ve yaşama kültürümüzün, “Sürdürebilir” olmadığını ve böyle devam ederse, doğanın hassas dengelerinin bir daha düzelmemek üzere tamamen bozulacağını ne yazık ki kabul etmek zorundayız…
Düşünme yeteneğiyle kendisini bugüne kadar diğer tüm canlılardan ayırt eden insanoğlu ve kızı bir kararın eşiğinde: Ya değişecek ya da mavi gezegendeki serüveni hiç arzu edilmeyen bir sona doğru ilerleyecek…
Bu noktada, insanoğluna yeni bir zekâ gerekli: Ekolojik Zekâ… Dünya üzerinde yaşamını kurarken, kentler oluşturup kültürler inşa ederken kullandığı zekâsını, bugün Yeni Bir Uygarlık için kullanmak zorunda…
Fosil yakıt ekonomisinden yenilenebilir enerji kaynaklarına; çevreye zararlı ve kirli sanayilerden yeşil ve çevre dostu teknolojilere; sınırsız tüketim hırsından ekolojik bir zekânın ürünü yeni kullanım ve tüketim biçimlerine uzanan bu derin değişim kapımızda…
BZD tarafından yayımlanacak olan EKOIQ iş dünyasından STK’lara, bilim insanlarından çocuklara kadar herkesin bir parçası olması gereken bu değişimin Türkiye’deki iletişim araçlarından biri olmayı hedefliyor. İki ayda bir yayımlanacak dergimiz, sürdürebilirlik alanında atılan her adımın takipçisi ve destekçisi olacak. EKOIQ çevre dostu teknolojileri, yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımları, çevre etiğine uygun iş örneklerini sayfalarının başköşelerine taşıyacak. Onları kamuoyuna duyurmaya çalışacak…
EKOIQ elinden geldiğince olumlu örneklere odaklanacak; yapıcı bir eleştirellikle Türkiye iş dünyasının bu yapısal dönüşümüne yardımcı olacak.
Hepimiz, içinde bulunduğumuz bu tehlikeli ve olumsuz sürecin, İklim Krizi’nin hem sorumlusu, hem de mağduruyuz. Bu nedenle, çözüm için de hepimiz kolkola vermeli, yeni bir ekolojik zekânın inşa edilmesi sürecine katılmalıyız. EKOIQ bu hedefle yayın hayatına başlıyor. Kaybedeceklerimizin maliyeti dayanılmaz derecede yüksek; kazanacağımız ise kocaman bir dünya; tüm bir insan ve canlı nesli…