
Çağdaş İngiliz edebiyatının önemli kalemlerinden biri olan Jeanette Winterson, Türkçe’ye çevrilen kitaplarıyla ülkemizin okurları tarafından da bilinen bir isim. Kopenhag İklim Zirvesi öncesi, yaşanan iklim krizine dikkat çekmek için kalemini sivrilten Winterson’un İngiliz Guardian gazetesinde yayınlanan çarpıcı makalesini, okurlarımızla paylaşıyoruz…
İçinizdeki kutup ayısıyım. Geç olmadan beni bulun.
Bir fotoğrafım var, katı halde olması gerekirken erimiş olan denizin ortasında yüzen bir buz dağının üzerindeyim.
Frankenstein’ın sonunu düşünüyordum. Hatırlıyor musunuz? Canavar buz kırıklarının arasına kaçmıştı. Çünkü kendine bir ev bulamamıştı, gidecek hiçbir yeri yoktu. Birinin gidecek hiçbir yeri yoksa önce çevresine zarar verir, sonra da ölür. Canavar, içinde yaşayabileceği bir dünya olmadan onu yarattığı için, yaratıcısı Dr. Frankenstein’a lanetler okur. Ardından buza saplanmış geminin çevresindeki buzlar kırılıp her yeri su kaplarken, Frankenstein’ın kabininden atlar ve bir buz parçasının üzerinde sonsuz geceye doğru sürüklenir.
Dünyanın sonunu düşünüyorum ama dindar olduğumdan değil, bir kutup ayısı olduğumdan. Dünya benim için, sizin için olduğundan daha hızlı sona erecek. Benim gibi bazılarını hayvanat bahçelerine ve özel soğuk doğal rezervlere koyacaksınız. Ama sizi asıl heyecanlandıran, Kuzey Batı Geçidi’ni kontrol etmekte olan petrol ve ticaret olacak.
Bense canavar olacağım. Çünkü yalnızca canavarların evi yoktur.
Dünyamı elimden aldığınızda gelip sizinle yaşayacağım. Medeniyetiniz ve biliminiz, ticaret ve yardımlarınız ile birlikte dışarıda kalırken içeride ben olacağım. İçinizdeki kutup ayısı- vahşi, yersiz, beyaz bakir- güneş başımın ardında kırmızı bir iz bırakmış, başım arkada, çenem açık, kilolarca çiğ, temiz, soğuk ve yeni öldürülmüş hayat indiriyorum gövdeme. Suya dalışım, tüm ağırlığım.
Kaybettiğiniz her şey olacağım. İhmal ettiğiniz her şey olacağım. Unuttuğunuz her şey olacağım. Para için satılan o vahşi yer ben olacağım.
Gördünüz mü? Sizden uzakta yaşarken orada olduğumu biliyordunuz ve daha önce bir kutup ayısı ya da yüzen bir buz kütlesi görmemiş olsanız bile sizin için bir şey saklıyordum. Benim yaşama şartlarımı benimsemiş olmasanız da sizin için saflığı, soğuğu ve vahşi hayatı saklıyordum. Aslan da sizin için bir şey saklıyor, tropik bitkileri barındıran bataklık da, mercanlar da, örümcek de, çalıkuşu da…
Aptal bir kutup ayısı olduğumu mu düşünüyorsunuz? Uzaya çıkıp, elmasla kesilmiş, kutup başlıklı, beyaz, dönen bu dünyaya bakın. Eşsiz bir gezegen, eşsiz bir yer ve güneş sisteminin hiçbir yerinde bir benzeri yok. Tümüne baktığınızda orada bir kenarda kutup ayılarının, diğer kenarda yılanların olmadığını hatırlayın. Burası eşi olmayan bir yer, eşi olmayan, tuhaf ve özel bir yer. Ya bir bütün olarak var, ya da yok.
Bizden yani benim türümden daha uzun yaşayacaksınız. Ama yalnızca kutup ayısı türünden değil bir yuvaya ihtiyacı olan tüm türlerden de. O kadar kıskançsınız ki, tüm yuvaları almak ve ortada satabileceğiniz ya da kiralayabileceğiniz bir şey kalmasın istiyorsunuz. Dünya kuşatılıyor.
Altmış beş milyon yıl önce dinozorlar yok oldu ve insan gibi bir şey ortaya çıktı. Dinozorlar arkalarında bir kalıntı bırakmış olmalı, yoksa siz insanoğlunun, her şey için bu kadar aç gözlü oluşu nasıl açıklanabilir ki. Siz burada olduğunuz sürece dünyada hiçbir şey güvende değil. Altımdaki buz erirken, kendimi yalnızca sizin de onlar kadar aptal olduğunuzu düşünerek rahatlatabiliyorum. Bir dinozorla insan arasındaki fark nedir? Dinozor her şeyi yok eder ama buna ilerleme demez.
Sırtıma tırmanın, sizi kar sessizliğine bürünmüş dağların zirvesine taşıyayım, dünyanın kenarından bakmanıza izin vereyim. Bakın, arkamızda yıldızlar var. Pençelerimi uzatırsam yıldızları basamak olarak kullanabilirim. Artık daha da yüksekte, yıldızlar olduklarını düşündüğüm şahitlerimizin arasındayız ve hayatımızın çatısı gümüş renkli gözlerle parıldıyor. Ne görüyorlar. Bu mavi gezegen ve çekim gücüyle bizi hayatın hızında döneceğimiz bir şekilde tutan beyaz ay. Ne çok hızlı, ne çok yavaş. Tam hayatın hızında.
Yıldızlara tırmanıp, Büyük Ayı takımyıldızına doğru uzanırken, insanlıktan daha bilge bir türün dünyaya kaç milyon yıl sonra geleceğini düşünüyorum ve tekrar eve gelip gelemeyeceği mi?
Salgınlar, bombalar, katliamlar, kaçışlardan sonra dünya kendini yeniden şekillendirirken kutup ayıları da olacak mı? Aslanlar? Çalıkuşları?
Dünya yeniden başladığında, yıldızlardan oluşan bir kanaldan, buzlu, ehlileştirilmemiş bir denize kayıp, soğuk su boyunca yüzüp, benim gibi canavar olmayan, yuvaları, var olacakları bir yerleri olan başkalarının da bulunduğu buz kütlesine ulaşmak isterim.
Ama o zamana kadar uzaklara tırmanmayı tercih ediyorum. Son buz parçasının da erimesini beklemektense, daha sonra olacaklara benim de tanıklık edebileceğim dış uzayın havasız soğukluğuna tırmanıyorum.
Bir zamanlar bir kutup ayısı varmış. Yaşayacak hiçbir yeri olmadığı için, kafalarımızda yaşamaya başlamış. Vahşilik ve buzlarla ilgili kutup ayıları gibi düşünmeye başladınız. Alışverişe gidip balıklara baktınız. Geceleri rüyanızda cildinizin bir kürkle kaplı olduğunu gördünüz. Banyoya girdiğinizde pişmanlıktan da derin isimsiz sulara daldınız. Soğuk akan çeşmeyi açık bıraktınız. Evinizi su basmasına neden oldunuz. Üzerinizde giysiler olmadan kışa daldınız. Yalnızlığı aradınız. Yanlış yaptığınız her şey kadar uzun bir gecenin ardından güneşin doğuşunu görmek istediniz. Güneşin doğmasını ve yanınızda kimsenin olmadığını görmek istediniz. Dünyanın kenarından bakmak istediniz. Ama şehirde yaşıyorsunuz ve geri kalan her şey yok oldu.
Tüm arzunuz ve verdiğiniz tüm kayıplar, ölenleri geri getirmeye yetmez. Dünyanın en güzel yeri her yeridir, kutup ayısı evimizin aksine belli belirsizdir, aynı uzayın vahşiliğinde bir sal gibi…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder